2019 yılının Aralık ayının sonlarında Çin’in Vuhan Eyaleti’nde ortaya çıkan ve tüm Dünya’yı etkisi altına alan COVİD-19 salgınının; Türkiye’de taraflarca imza altına alınmış sözleşmelere etkilerini inceleyeceğiz.

Covid-19 Pandemisi Nedir ?

Sağlık Bakanlığı’mızın tanımına göre Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür. Salgın başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve diğer dünya ülkelerine yayılmıştır. Koronavirüsler, hayvanlarda veya insanlarda hastalığa neden olabilecek büyük bir virüs ailesidir. İnsanlarda, birkaç koronavirüsün soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi daha şiddetli hastalıklara kadar solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu bilinmektedir. Yeni Koronavirüs Hastalığına SAR-CoV-2 virüsü neden olur.

Covid-19 MÜCBİR SEBEP, İFA İMKÂNSIZLIĞI

a-) Covid-19 ve Mücbir Sebep İlişkisi:

Öncelikli olarak hukukun temel ilkelerinden biri olan mücbir sebep nedir bunu inceleyelim. Mücbir sebep, teori ve uygulamada genel olarak “borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun ya da borcun ihlaline, kaçınılmaz ve mutlak şekilde neden olan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay” olarak tanımlanmaktadır. Örnek vermek gerekirse taraflar arasında imzalanan buğday alım-satım sözleşmesinin; buğdaylara kasırganın gelerek kullanılmaz hale gelmesi sonucu tarafların görevlerini yerine getirememesi bir mücbir sebeptir. Yargıtay’ın önceki içtihatlarına göre bir olayın mücbir sebep olarak değerlendirilmesi için bir takım şartları incelemek gerekmektedir. Bu şartları örneklendirmek gerekirse;

  • Taraflarca imza altına alınan sözleşme kapsamında, ilgili olayın mücbir sebep kabul edilmeyeceğinin düzenlenmemiş olması, (ileride detaylı olarak incelenecektir.)
  • Mücbir sebep şeklinde iddia edilen olayın tarafların kontrolü dışında gerçekleşmesi,
  • Sözleşmenin imza altına alındığı tarih itibariyle, mücbir sebebe dayanak olan olayın taraflarca öngörülemeyecek ve kontrol altına alınamayacak bir olay olması,
  • Mücbir sebebe dayanan tarafın, olayın; edimin ifasını imkânsız hale getirmesinin tüm önlemlere rağmen önleyememesi.

Yukarıda sıraladığımız maddeler yalnızca örneklendirme olup her olaya göre farklılık göstermektedir. Covid-19 kapsamında ise yazımız tarihi itibariyle herhangi bir emsal yargı kararı olmadığından dolayı mücbir sebep iddialarını somut olay bazında, olayın koşullarını ve sözleşme hükümlerini dikkate alarak cevaplandırmak gerekmektedir. Dolayısıyla COVID-19 bazı sözleşmeler için mücbir sebep olarak değerlendirilecekken bazı sözleşmeler için ifa güçlülüğü teşkil etmemesi dahi mümkündür. İşbu sebeplerden dolayı tarafınızı etkileyen bir sözleşme mevcut ise mutlak surette alanında uzman bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

b-) Covid-19 ve İfa İmkânsızlığı İlişkisi:

İfa imkânsızlığı ve mücbir sebep ifadesi birbirlerine benzemekteyse de hukuki olarak farklı kurumlardır. İfa imkânsızlığı Türk Borçlar Kanunu’nun 136.maddesinde düzenlenmiş bir kurum olup madde metnine göre:

(1) Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

(2)Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.

(3)Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

Madde metninde de görüldüğü üzere borçlunun edimin imkânsız hale gelmesinde kusuru bulunmamalı, borçlu, bundan sorumlu olmamalıdır. Mücbir sebep sonucunda edimin ifası imkânsız hale gelmişse, borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık söz konusu olur. Böylece mücbir sebep sonucunda imkânsız hale gelen edimin borçlusu, herhangi bir tazminat ödemeksizin borcundan kurtulur. Buna karşılık tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık halinde karşı edimi ifa borcu da sona erer, borçlu, kendisine ifa edilmiş edimleri de sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iade etmekle yükümlü olur.

COVİD-19 ve TÜKETİCİ SÖZLEŞMELERİNE ETKİLERİ

a-) Tüketici ve Tüketici Sözleşmesi kavramı

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca “tüketici” ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, “tüketici işlemi” ise Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi tanımlamaktadır. Tüketici sözleşmesi kavramını genel hatlarıyla tanımlarsak; “taraflarından birinin mesleki olmayan amaçlarla, kişisel ihtiyaçlarını gidermek için, bir bedel karşılığında kurduğu sözleşmeler” diyebiliriz. Yani bu tanımlamadan da anlaşıldığı gibi, bir tarafı tüketici olan sözleşmelerdir.

b-) Tüketici Sözleşmesindeki haksız şartlar

Yukarıda mücbir sebep ve ifa imkânsızlığı maddelerimizde incelediğimiz üzere, taraflar mücbir sebebi veya ifa imkânsızlığını sözleşmeler ile düzenleyebilmektedir. Tüketiciler ise günümüzde okuyamadan sayfalarca sözleşme imzalamak zorunda bırakılmaktadır. Dolayısıyla birçok sözleşmede salgın hastalıkların mücbir sebep sayılmayacağına dair düzenleme yapılarak tüketiciler aleyhine işlemler yapılmaktadır. Burada ise 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “haksız şart” kavramı devreye girmektedir.

6502 SK 5.maddesi şöyledir;

(1) Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.

(2) Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.

(3) Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez.

(4) Sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde, tüketicinin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir dilin kullanılmış olması gerekir. Sözleşmede yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde; bu hüküm, tüketicinin lehine yorumlanır.

(5) Faaliyetlerini, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi veya kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de niteliklerine bakılmaksızın bu madde hükümleri uygulanır.

(6) Bir sözleşme şartının haksızlığı; sözleşme konusu olan mal veya hizmetin niteliği, sözleşmenin kuruluşunda var olan şartlar ve sözleşmenin diğer hükümleri veya haksız şartın ilgili olduğu diğer bir sözleşmenin hükümleri dikkate alınmak suretiyle sözleşmenin kuruluş anına göre belirlenir.

(7) Sözleşme şartlarının haksızlığının takdirinde, bu şartlar açık ve anlaşılır bir dille yazılmış olmak koşuluyla, hem sözleşmeden doğan asli edim yükümlülükleri arasındaki hem de mal veya hizmetin piyasa değeri ile sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirme yapılamaz.

(8) Bakanlık, genel olarak kullanılmak üzere hazırlanmış sözleşmelerde yer alan haksız şartların, sözleşme metinlerinden çıkarılması veya kullanılmasının önlenmesi için gerekli tedbirleri alır.

(9) Haksız şartların tespit edilmesi ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile sınırlayıcı olmamak üzere haksız şart olduğu kabul edilen sözleşme şartları yönetmelikle belirlenir.

Madde metninde de açıkça yer aldığı üzere tüketicinin zarara uğratıldığı sözleşme maddeleri işbu hüküm karşısında geçersiz olacaktır.

c-) Covid-19 ve Özel Okul Sözleşmeleri

Özel okullar Tüketici Kanunu uyarınca bir işletmedir. Bu işletmenin amacı ise eğitim faaliyeti hizmeti sunarak kazanç elde etmektedir. Özel okulların yapmakta olduğu sözleşmeler ise üçüncü kişi lehine yapılmış bulunan bir hizmet sözleşmesidir. Yani sözleşme veli ile okul arasında çocuk lehine yapılmaktadır. 2020 yılı içerisinde ise özel okullar eğitim faaliyeti hizmetlerini verememiş ve bu durum ise hem okul hem öğrenci hem de veli için olumsuz durumlara sebep olmuştur. Şu an özel okulların ücret isteyip isteyemeyeceği yahut peşinen ödenen ücretlerin iade edilip edilmeyeceği muğlak kalmaktadır. Bu tür sözleşmelerin düzenlenmiş olduğu 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu uyarınca ücret iadesi şu hallerde iade edilebilmektedir:

a) Sağlık raporu alarak öğrencinin sağlık sebebiyle kurumdan ayrılması,

b) Kurumun kapanması,

c) Dönemin açılamaması,

d) Kurumun eğitim ve öğretim ortamının olumsuz yönde değiştiğinin maarif müfettişleri tarafından tespit edilmesi,

e)Velinin/vasinin öğrencisini okutamayacak duruma düştüğünün resmî kurumlarca belgelendirilmesi durumunda okula ödemiş olduğu ayrılış tarihinden sonraki günlere ve saatlere isabet eden ücret öğrenci veli/vasisine iade edilir. Görülmektedir ki, dönemin açılmaması bir ücret iade sebebidir.

Covid-19 pandemisinin uluslararası bir salgın olduğu DSÖ tarafından kabul edilmiş bir gerçektir. Yukarıda izah ettiğimiz sebepler yanında da okullar işletme, veliler ise tüketicidir. Bu yüzden yukarıda izah ettiğimiz üzere tüketici ve borçlar hukuku nezdinde özel okulların ifa imkânsızlığı sebebiyle ücret iadesi yapmaları gerekmektedir. Fakat 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında, kayıt sildirip nakil işlemi yapılmış ise özel okulların sözleşme bedelinden %10 kesinti yapma hakları mevcuttur. Öğrencinin kayıt silme ve nakil durumu söz konusu ise bu kesintinin yapılarak ücret iadesi yapılmasının mevzuat gereği zorunluluk olduğu da bir gerçektedir.

d-) Covid-19 ve Seyahate İlişkin Sözleşmeler

Covid-19 pandemisinden ötürü birçok seyahat acentesi ve birçok tüketici almış oldukları seyahat sözleşmelerini iptal ettirmektedir. İptal aşamasında ise ücretlerin iadesine ilişkin birçok konuda ihtilaf meydana çıkmaktadır. İhtilaflar konusunda bizi aydınlatacak olan başlıca mevzuat Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve devamında ise Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin 16. maddesidir. İlgili madde metninde açıkça:

(1) Katılımcı, fesih talebini paket tur düzenleyicisi veya aracısına yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı ile bildirmek kaydıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir.

(2) Paket turun başlamasından en az otuz gün önce yapılan fesih bildirimlerinde, ödenmesi zorunlu vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar hariç olmak üzere, herhangi bir kesinti yapılmaksızın katılımcının ödemiş olduğu bedel kendisine iade edilir.

(3) Paket turun başlamasına otuz günden daha az bir süre kala yapılan fesih bildirimlerinde, paket tur sözleşmesinde belirtilmek şartıyla belirli bir tutar veya oranda kesinti yapılabilir.

(4) Katılımcının gerekli tüm özeni göstermesine rağmen öngöremediği ve engelleyemediği bir durum veya mücbir sebep nedeniyle paket turun başlamasına otuz günden daha az bir süre kala fesih bildiriminde bulunması halinde, ödenmesi zorunlu vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile üçüncü kişilere ödenip belgelendirilebilen ve iadesi mümkün olmayan bedeller hariç olmak üzere, herhangi bir kesinti yapılmaksızın katılımcının ödemiş olduğu bedel kendisine iade edilir.

(5) Bu madde kapsamında yapılacak bedel iadelerinin, fesih bildiriminin paket tur düzenleyicisi veya aracısına ulaşmasından itibaren on dört gün içerisinde katılımcıya yapılması zorunludur.

Madde metninden de açıkça anlaşılabildiği üzere sözleşmenin fesih tarihi kesintiler ve ücretin iadesi konusunda büyük önem arz etmektedir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Günlük hayatımızı alt üst eden Covid-19 salgını pek çok hukuki sorunu da beraberinde getirmiştir. Covid-19 ve etkileri ile ilgili sözleşme taraflarının ılımlı davranması iki taraf için de sürecin daha kolay atlatılmasını sağlayacaktır. Kanuni düzenlemelerin bazı konularda açık olmaması, emsal yargı kararlarının henüz oluşamamış olması ise ihtilaflar hakkında kanuni yorumlamalar ile sürecin devam etmesi zorunluluğunu getirmiştir. Bu süreci en az sancı ile atlatabilmek için mutlaka alanında uzman avukatınıza danışın.

Son olarak Anatole France’in dediği gibi “Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir.”

Kaynaklar

  • EREN, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Ankara 2018, 582; OĞUZMAN, Kemal/ÖZ, Turgut: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C. I, İstanbul 1995, 418; TEKİNAY, S.S./AKMAN, S./BURCUOĞLU, H./ALTOP, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, 1002
  • Ozanoğlu, s. 61; Çınar, Ömer “Tüketici Hukukunda Haksız Şartlar”, On iki Levha Yayınları, İstanbul, 2009, s. 52